Kısacık bir hayatta ne çok şey var, rastlaşmalar, kopmalar, ihanetler, kaçışlar, savrulmalar, çöküşler, kaybetmeler, tutunamamalar... yaşam sürdükçe tanışmalarda, ayrılıklar da sürecek herhalde. Özlemlerin dayanılmaz boyutlara ulaştığı bir anda öyle apansız bir keder yapışır ki boğazımıza, sonuna kadar gitmek istediğimiz bir ilişkiden çekip gitmek gelir içimizden. Sonra anıları ve yaşanmışlıkları silmek için kavga verilir. Hani kendi tercihimizmiş gibi gözükse de kendimizi derin bir kuyuda buluruz. Gönül pencereni sonuna kadar açmışken seni sevmeye zamanı olmayan birine bile rastlayabilirsin, aslında “zaman” içinde pek çok şeyin gizlendiği preslenmiş bir kelimedir.
Aşk sanrıdır zamana karşı, düş yitiminin sığınağı, kaçışın dili oradadır. Uzaktan bakış, içe gömülme, kendi sesin olabilme arayışıdır da aynı zamanda. İmgelerle konuşur, belleğin yolculuklarını yaşarsınız. Çepeçevre kuşatılmışlığı zamanın işaretleriyle anlarsınız. O sanrı ki bedeninizin parçasına dönüşmüştür bile.
Bazen yalnızlığı seçeriz ama boğulur kalırız içerisinde. Böyle hallerde adını bile bilmediğim bir adaya gitmek isterim. Her ada yalnızlıktır, kendinde kalmak, sınırlarda yaşamaktır. İç denizinde durmak, acılarınla yol almaktır. Her gün doğumu yeni umutlara kucak açtırır.
Eşimizi, işimizi, dostlarımızı seçebilsek de seçemediklerimiz de var. Ölüm gibi…yaşama aykırıdır, ölümü yadsımak. Önemli de değil, çokça yaşamak, duymuşsanız can yoldaşınızın sıcaklığını, uzatmışsanız bir muhtaca elinizi, açmışsanız gönlünüzü koşulsuz insanlara, zalimin tahtını yıkmışsanız, gitmeler o kadar da korkutmaz insanı, mevsime de önemli değildir. Sadece bir anda durmalı altın yürek, gün batarken akşamın ufkunda, gökyüzünde kırlangıçlar, dışarıda eğlenen çocuklar…giden için zor değil, birde kalanın özlemi olmasa.
Yaşadığımız her olay, her duygu, annemizden işittiğimiz her azar, ilk öpüşmemiz, doğduğumuz mahallenin bakkalı, sünnet olurken duyduğunuz korku ve acı, en yakınınızı kaybetmemiz, bisiklete binerken duyduğunuz sevinç, gözyaşlarıyız, hüzünlerimiz, kahkahalarımız her şey anı oluyor zamanla. Saklanacak değer olmalı anılar, içinde yok olacak bir deniz değil.
Ara sıra dünyanın bir sığınak olduğunu düşünüyorum, ama hiç de güvenli bir sığınak değil. Sığınmak bir şeylerden kaçmaktır, bir şeylerden gizlenmektir. Peki başarabiliyor muyuz bunu, kaçabiliyor muyuz kaçtıklarımızdan? Gizleyebiliyor muyuz kendimizi? Her zaman ve tamamen değil, zaman zaman ve az biraz.
Kadri Öztopçu dan satırlarla bitirelim.
Sen seçmedin mi diyorum ,bu ağır külçeyi, taşıdıkça ağırlaşan?
Hepimiz yaralandık bunca zaman bunca acıdan arta kalan bir sen misin?
Kaç kimse, kaç gün, kaç mevsim kaç yıl kaç…
Nasılsa gün doğmaz bu şehre.
Bir yağmur ki biteviye aynı sıkıntıyla yağan.
Bir sen misin gölgesi zamansız kaybolan
Keyifle kalın
İNCİ TÜMER
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder