Kasım 24, 2015

TENHANIN YÜZÜ



O ağaç kaç zamandır duruyordu rüzgarın serinliğini koynunda saklayan dağ yamacının tenhasında. Bir başıma kalmıştım o tenhada.

 Dünyanın bütün ırmakları, gölleri, denizleri kurumuştu o an . Akşamın ve sabahın, aydınlığın ve karanlığın, acının ve hüznün, hayatın ve ölümün, gurbetin ve sılanın, dostluğun ve düşmanlığın gelmekte ve gitmekte olanın sesi kurumuştu. Bütün dağları ve ovalarıyla, yaylaları ve kışlaklarıyla dünya kurumuştu. Ne bir böceğin vızıltısı ne kuşkanadının esintisi. Hiçbir ses yoktu kalbimin çarpıntısından başka. İnsan bir dağ başında tek başına kalsa ne yapardı?

Başka bir güne yine böyle bir tenhanın gölgesi düşecek elbet.

Fakat dünya dünya olalı böylesine kalabalık bir yıldız mahşeri görülmemişti gökyüzünde. Gökyüzünü bir gelincik tarlasına dönüştüren o yıldız mahşeri kendi aralarında konuşuyordu sanki. Kalabalık bir yalnızlıktı onlarınki. Beni de içine çekti sessizce, kayan bir yıldızla adeta bir çocuk edasıyla sıcak bir sevinç kapladı içimi.

Şu koskoca kentte yaşadıklarımızda ne kadar bir başımıza kalırız? İnsanın bir başına kalması biraz da kendisini tanımasının bir yolu değil mi? Bazen gün batımında duygular aklımı tutsak ettiğinde her şeyi bir kenara bırakıp yürümek isterim. O an yalnızlık da, sessizlik de hiç ürkütmez beni.

 İnsan kendi tenhasında yalnızca sevdiğiyle beraberdir. Korkutucu olan sevdasız olmaktır, yalnız başınalık değil.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder