Kasım 12, 2015

YAŞAMAYA DAİR



‘Benim sevdalandığım kadın sizlerin gönül verdiğiniz kadınlara benzer. Sanki bir tanrı tarafından özenle çizilmiş gibi göz kamaştırıcı güzelliği vardır, güvercin kadar alçak gönüllü, yılan gibi oyunbaz, tavus kadar gururlu ve kibirli, kurt kadar yırtıcı, kuğu kadar hoşa gidici ve karanlık gece kadar korkutucudur. Bir avuç toprak ve bir tas denizköpüğünden  yaratılmıştır o.

Bu kadını çocukluğumdan beri tanırım, bahçelerde peşinden gitmiş, kentin sokaklarında gezinirken giysisinin eteğine tutunmuşumdur. Gençlik günlerimden beri tanırım onu ve görmüşümdür kitapların sayfalarında onun gölgesini. Dinlemişimdir o göksel sesini akarsuyun  çağıltısında.

Yüreğimin tatminsizlikleri ve ruhumun sırlarını açmışımdır, bu kadına.
Gönlümün sevdalandığı bu kadının adı ‘ Yaşam’ dır. Çok güzeldir ve tüm gönülleri çeler. Yürekleri rehin alır ve özlemlerimizi vaatlere gömer.’
Yaşama dair ünlü felsefecinin yorumu böyle…

Bazen hayatın bizi nereye savurduğundan korkar, bazen de kendimizle baş edemeyişimize odaklanırız. Hep bir sahicilik içerisinde ilerlemeye çalışırız. Asıl çarpıcı olan insanın var olduğu ve olacağı müddetçe hemen her zaman bir anlam peşinde koşacağı. Hatta anlamları reddederken bile  yeni anlamlar  yaratacağı..

Hayat art arda eklenen bir beklemeler silsilesidir. Ömür boyu hayatın bize oynayacağı oyunları bekleyeceğiz ve hayat bize kıs kıs gülecek. Sevgili, olmayacak işler, yaz, okulun bitmesi, doğum, ölüm.

Hep bekliyor insanoğlu. Tüm belirsizlik, sabırsızlık ve sıkıntı duygularına karşın dahi, iyi günleri bekliyor. Oysa yaşamı bekleyerek tüketmek yerine her saniyesine sarılıp hissetmek değil mi doğru olan.

Başkalarının hayatını daha rahat görüp sorgularken kendi tüketişimizi fark etmiyoruz bile. Oysa yaşam bizlere sunulan en değerli hediye . İktidar savaşları yerine, birbirimize sarılmak için geç mi kaldık acaba?

Tüm anlam peşinde koşmalardan ve beklemelerden sıyrılıp, korkmadan gülüp, sevip ağlayabilmeli insan. Hani kalbinin çarpıyor olmasından sevinç duyarak, merhameti hiç yok etmeden alçak gönüllüğün koynunda yaşayabilmeli.

Açan bir çiçeğe, küçük bir bebeğe, minik bir kediye bakarken yüzümüz gülüyorsa, hala sevenlerimiz varsa, yaşıyoruz demektir.
 

YAŞAMAYA DAİR
 
Yaşamak şakaya gelmez,
büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
                       bir sincap gibi mesela,
yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,
                       yani bütün işin gücün yaşamak olacak.
Yaşamayı ciddiye alacaksın,
yani o derecede, öylesine ki,
mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,
yahut kocaman gözlüklerin,
                        beyaz gömleğinle bir laboratuvarda
                                    insanlar için ölebileceksin,
                        hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,
                        hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,
                        hem de en güzel en gerçek şeyin
                                      yaşamak olduğunu bildiğin halde.
Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,
           hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
           ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
                                      yaşamak yanı ağır bastığından.

NAZIM HİKMET

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder